Arz-ı muhabbetlerinizi bekleriz

Hüseynî canlara,
Âşıkan-ı Mustafayız biz Hüseynilerdeniz
Mest-i sahbâ-yi cefâyız biz Hüseynîlerdeniz
Âteş-i Hubb-i cemâl ile yansın cismimiz
Sûz-i aşka mübtelâyız biz Hüseynîlerdeniz

Kenan Rıfâî hazretleri¸ Ehl-i Beyt-i Mustafa âşığı bir zat imiş. Dergâhında Muharrem ayında mu’tâd olarak¸ Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sı okunurmuş. Zaten sohbetlerinden ne kadar kuvvetli bir Ehl-i Beyt muhibbi olduğu anlaşılıyor. Bir gün ona¸ “Neden Yezid’e lanet etmiyorsunuz?” diye sorduklarında¸ “Ben içimdeki Yezid’le meşgûlüm.” demiş. Bu¸ Hz. Hüseyin’in yolunun bağlısı olmanın getirdiği bir edep ve ahlâktır; kendi yolunun muhabbetiyle hareket etmek¸ daima cemâl ve hayır üzere bulunmak. Bunu ancak Muhsinler yapar. Zaten ihsan mertebesi¸ Hz. Hüseyin’in makâmlarındandır. Biliyorsunuz babası Hz. Ali’ye¸ “Sen hiç Allah’ı gördün mü?” diye soruyorlar¸ İhsan makamının zirvelerinde dolaşarak “Ben¸ görmediğime iman etmem.” buyuruyor…

Biz de içimizdeki ıslah olmaz Yezid’le meşgul iken daldık uykuya, sırr-ı manay-ı Habibi Kibriyanın gülbahçesine girmekliğimiz niyetine…

Bir merhaleden güneşle deryâ görünür,
Bir merhaleden her iki dünyâ görünür.
Son merhale bir fasl-ı hazandır ki, sürer;
Geçmiş gelecek cümlesi rü’yâ görünür!..

Uyumak niçin huzur verir zannedersiniz? Akıldan, hesaptan, kitaptan âzad edildiğimiz için olsa gerek.

Sanki yok mahkuma zindan uykuda, Saltanatsız sanki sultan, uykuda.
Yok uyurken kar ziyan endişesi, Yok falan yahut filan endişesi.

“Bu ayrılık oduna cânım nice bir yâne” figanı ile uyandırdılar ve düştük yola aziz dostlar, bu haftaki Cuma mektubunu biraz erkence göndermemiz de bundandır. Andıkça yandığımız sevgilinin şehrine, Habib-i Kibriya’nın cennet bahçesine, Medinetü’n Nebi’ye gidiyoruz. Daha bu satırların başında ismini duyar duymaz gözünüzde yaş, gönlünüzde tatlı bir hüzün ve elbette acı bir hasret belirdiyse Şebeke-i Saadeti’ne varıp Resul-u Mücteba aleyhi ekmelittehaya hazretlerine siz güzelim canların selamlarını arz eyleyince ferahfeza bir huzur kaplayacaktır ikliminizi.

Madem gönülden gönüle ince bir yol vardır; sezilir, bekleriz efendim bu tarafa yollayın merhamet dilendiğimiz kelimelerin gölgesinde içinizin yankısını, arz-ı muhabbetlerinizi, kalbi meveddetlerinizi, binler ecir ile aks û seda bulacaktır.

Saklarım sinemde aşkın nur-ı imanım gibi
Beslerim cismimde derdin cevher-i canım gibi

Dünyadaki bütün mutlulukların sebebi kavuşmaktır erenler; bütün üzüntülerin sebebi de ayrılık. Sadece birbirini seven canların kavuşması değil eşyadan ayrılmak dahi bizi üzer. Bir toplu iğnemiz kaybolsa ayrılık acısı ile toplu iğne kadar üzülüyoruz. Ancak beden vesvesesinden kurtulup can olabilirsek insanın bedenden ibaret olmadığını, bedenin insana ait bir alet olduğunu idrak edebilirsek, işte o zaman hiçbir şeyin ayrılık acısını duymayız. Çünkü yar ister yanında ister yadında olsun; “yar ile berabersen” üzüntüye gerek yoktur. Eğer ille yanımda olsun diyorsak o sevdiğimiz bir “zan” dan ibarettir ve “yar” değildir. Orda menfaat vardır. Yâr ister yanımda ister yâdımda da olsun “ben” le ise ayrılık yoktur.

Uzakta göründüğü halde nebevi iklimden esintilerle bir hoş gönüllere selam olsun..

Sabır ve çileyle geçen günlerimizde aşkından yaşaran gözler adedince ve aşkından bihaber dünyaya katlanan nefesler adedince selam olsun sana ey Nebi…

Yâ Rabbî! Merhametin bütün tezâhürleri, gönül hayâtımızın tükenmez hazînesi olsun da Habibine sevdâlı gönüllerden kalplerimize lutfunla bir şebnem ihsân eyle! Onun velâdetindeki esrârı bizler için bir rahmet ve bereket vesîlesi kılarak hakîkat-i Muhammediye’den hisse alabilmeyi nasîb eyle! Bizleri muhabbetin cevheri ve menbaı olan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in şefaat-i uzmâsına nâil eyle! Sonsuz salât ü selâmlar O’nun üzerine olsun!..

Şefaat-i Habib-i Kibriya,
Muhabbet-i Ehli beyti Mustafa
Sırrı Mânayı Şehid-i Kerbala üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler


Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin

Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Reklamlar

Cennet ağaçlarının gölgesinde

Aşkın elinden gözyaşı çağlayana,
Aşksız âlemde âdem olmanın imkânı yok
Dert devâdır aşıka, bîdertlerin dermânı yok
 

neyzenHazreti azizimize sual eylesek, yolumuzun esaslarından olan günah (iş)/işlenen mekanlara yaklaşmamak hususunda nefsi zayıflatıp ruhu güçlendirmek için hangi yolu tavsiye ederler acep?

Günahlardan kurtuluşun en suratli/kısa yolu muhabbetullah ve cemalullaha aşk ve şevk ile bağlanmaktır. Bu ise aşk yolunda Allah için, ölümü ve sonrasını çokça düşünmek, gecelerini ibadetle ihya etmek mahlukata şefkat göstermek, hüsn ü zan beslemek, şehvet, kin ve kötü fikirlere karşı sabretmekle elde edilir. Hep dersiniz de niçin ısrarla aşkı tavsiye edersiniz erenler? Aşk kalblerde bir ateştir ki mahbubtan, mâşuktan başka ne bulursa yakar. Suretteki ateş de ne bulursa yakar. Herşeyi temiz kül yapar. Kendine benzetir. Gönülde bulunan aşk ateşi de gönüldeki mâsivayı yakar, çer çöp pislik kalmaz. Geçmiş günahlarınızın hepsi hayatta iken affolunur. Çünkü ateş-i aşk ile yandınız. Savaşta şehid olanlar bir defa ölür ve tenden kurtularak can âlemine ulaşırlar. Fakat âşık her nefeste ölür ve ölüm sayısı bilinmez. Elverir ki, Hazret-i Mâşûk aşkını verir de bir anda temizleniverirsiniz.


Her daim aşk aşk dersiniz de kande varalım aşk illerine?

Sonsuz olan hayat nehrini görünce, kâsedeki suyunu, yâni şu fânî ömrünü, sonsuzluk nehrine kat! Su, hiç nehirden kaçar mı? Kâsedeki su, nehir suyuna karışınca, orada kendi varlığından kurtulur, nehir suyu hâline gelir. Böyle olunca, o kâsedeki suyun vasfı, sıfatı yok olur da, zâtı kalır. Artık bundan sonra o ne eksilir ne kirlenir ne de kokar.


Anlayamadık azizim?

Efendimiz aleyhisalati vesselam, cennet ağaçlarından birine rastladığınızda, onun gölgesinde oturunuz ve meyvelerinden yiyiniz. Buyurunca ashab hemen sorar: –Yâ Rasûlallâh! Bu hâl, dünyada iken nasıl mümkün olur? “Gerçek bir âlime tesadüf ettiğinizde, cennet ağaçlarından birine rast gelmiş olursunuz.” buyurdular. Dünyada ilim ve zikir ehlinden bir ârifle karşılaşırsanız, işte O söz konusu cennet ağaçlarından biridir kardeşim, meyvasını yiyemesiniz bile gölgesinde oturun.


Böylesi bir hazretin huzurunda bulunmak bize ne kazandırır?

“Velîlerin sözleri âb-ı hayatla dolu, saf, dupduru bir ırmak gibidir. Fırsat elde iken ondan kana kana iç de gönlünde mânevî çiçekler, güller açılsın.” buyurmuş Hazreti Pirimiz Mevlâna. İşte Hak dostları da, öyle bir cennet ağacıdır ki asırlar boyu yanık gönülleri feyizli gölgesiyle serinletmiş ve hâlen de serinletmeye devâm etmektedirler. Onların hikmet ve ibret dolu nasîhatleri, hakîkate meftûn gönüllerin gıdâsıdır. Cennet ağacı misâli olan mürşid-i kâmilin varlık ağacından dört nehir fışkırır:  sudan nehir (ilim), baldan nehir (marifet), sütten nehir (ruhani zevk), şaraptan nehir (aşk).  Bu bulunuş ile manevi nehirlerlerinden müstefid olursunuz, hiç olmadı nefsin kasıp kavuran rüzgarından, fırtınasından ,yakıcı güneşinden, hevasından kurtulmuş olursun.

 

Mevlam böylesi Hak dostlarından, hâl ve dahi makam sahiplerinden olmayı, en azından gölgelerinden faydalanmayı, sohbetlerinden gıdalanmayı nasib eylesin.

 

Aslında hakikat daima ayandır gün gibi ortadadır erenler…

Ama gaflet ve masiva perdesi ile biz onları göremeyiz değil mi?

Arasıra bir ihsan şimşeği çakar gece karanlıkta şimşek çaktığında etrafın bir an için görünüp kaybettiğimiz gibi işte hal sahipleri olan zevatı  kiram o gönül şimşeği ile bazı hakikatleri bir an için görürler ama kaybederler onlara hal saihibi denir.

 

Bizim gibi görmeyenlere zaten gafil derler o ayrı

Hal sahibi olanlar özellikle aşk şimşeği ile görenler…bunu bir şimşekle değil de aşk lambası aşk nuru ile devamlı görenlere makam sahibi derler, görüyor ama şeriatten uzaklaşmıyor hani varya bazıları

namaz müptediler içindir biz namazı geçtik yakine erdik diyorlar ya öyle değil… Erbabı makamat böyledir ermiştir ama şeriat dairesinde vesselam

 

Bir taraftan 196. Mestmp3 olan uşşak ilahiye kulak verirken canlar, bir de dua buyursanız dedem?

Hiç değilse eşlik ettiğimiz salavatı şerifler hürmetine, Ümîd-i bî-nevâyı defter-i uşşâkına kaydet, Budur senden niyâz-ı kalb-i şeydâ yâ Resûlallah… Yâ ilâhi, gönül âlemlerimizi, Peygamber vârisi Hak dostlarının feyz, rûhâniyet ve irşadlarıyla âbâd eyle! Bâri Teala’nın aşkıyla ateş fıçısına benzeyen o kâmil insanların gönlünü kazanan, gönlüne giren, nazargah-ı ilahiye mazhar olanlardan eyle, Erenlerin nazarı toprağı gevher eder, erenler kademinde toprak olanlardan eyle, aşk ile hu diyelim huu…

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
 
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız…

Kim gelir ya huu

Ey kerem sahrasının hemdemi bulunan âşık,
Mum ışığı ile güneşi arayanlardan olma…

seyhiminilleri

Söz, canın kokusudur; sözlerimizi uykunuz varken okumayın. Çünkü ömrü boyunca uyuyanları uyandırmak için yazılmıştır. Tok karnına da okumayın. Çün tok karnına denize girilmez. Bu da bir deniz, hem de aşk denizidir… İsrafil’in nefhası bizdedir. Sûru kalemimizdedir. Bir nefeste sizi öldürüp ikince bir üflemede sizi hakiki maşuka ulaştıracak ve O’nunla beraber ebedi kılacak.Nefha-i sûru her an üflemeye başladık. Kulaklarınızı tıkamayın, çınlasın. İniltimizi, feryadımızı duyun. Aşk ne imiş tadın. Darı tanesi yemeye alışan bülbül ruhunuza saman ikram etmiyoruz. Hz. Pir Mevlana

Buyrun efendim, Uşşak makamında, sofyan usûlünde yürükçe, aşk duraklarında mest olup dinlenmek suretiyle okuyalım ki yaşla akarak belki uçar zerresi aşkın, ateşle yaşar, yaşla değil yâresi aşkın, yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın, işbu aşk ile hu diyelim huuu

Şeyhimin illeri, uzaktır yolları, açılmış gülleri dermeğe kim gelir ya huu
Şeyhimin özünü, severim sözünü, mübarek yüzünü görmeğe kim gelir ya huu
Şeyhimin ilinde, âsâsı elinde, şeyhimin yolunda olmağa kim gelir ya huu
Şeyhimin ilinde, bir kadeh elinde, susamış aşıklar kanmağa kim gelir ya huu
Şeyhimin şem’ine, bu canım pervâne, salâdır aşıklar yanmağa kim gelir ya hu
Ahd ile vefâlar, zevk ile sâfalar, bu yolda cefâlar çekmeğe kim gelir ya hu
Hak için malını, hep vere varını, aşk için arını atmağa kim gelir ya hu
Ah ile gözyaşı, Yunus’un haldaşı, zehr ile şol aşı yemeğe kim gelir ya hu

Durmak maddenin tabiatına aykırıdır, fazlalaşmayan herşey noksanlaşmaya mahkûmdur. Öyle ise Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin de huzur bulasınız erenler.

Hak-i pay-i Mustafa’ya yüz süren mesrur olur,
her ne denlü mücrim ise âkibet mağfur olur

Resulu Kibriya efendimizin hayatını okumak ve öğrenmekte, bütün canlar için, temiz, ibretli, mutlu bir hayatı örnek edinip kendilerini kötü örneklerin etkilerinden kurtarıp dünya ve ahiret mutluluğu, huzuru vardır. İşte o huzur deryasından bir kaç damla ile Zekai Dedemizin mezkur beytince biz dahi Efendimizin makamı âlilerine yüz sürelim:
“Birbirinize karşı kin doğuracak hareketlerde bulunmayın, birbirinize hased (çekememezlik) etmeyin, birbirinize darılıp arka çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile küs kalması helal olmaz.”

 … ve bu haftaki yakarışımız da Kutlu Nebi’nin dilinden:

 “Ey Allah’ım, kalbimi nifaktan, amelimi riyâdan ve gözümü hıyânetten arındır. Ey Allah’ım, günahlarımı affet, rızkımı bollaştır, huyumu güzelleştir, verdiğin rızıkla beni kanaatkâr, kazancımı da pak eyle. Nefsimi bana vermediğin bir şeyin peşinde düşürme. Sen benden razı olmadıkça da beni dünyadan alma. Ey Allah’ım, ömrümün sonunu, ömrümün en hayırlı bölümü yap, en son işlerim, amellerimin en hayırlıları, sana ulaştığım gün de en hayırlı günüm olsun…”

Ey dehşete düşenlerin candan yakını, ey yalnızların dostu, ey ümidi kesilenlerin yardımcısı ve ey kederleri gideren, gamları dağıtan Allah’ım, ümid edip de ulaşamadığımız, gönlümüzden geçirip de def edemediğimiz işler için sana sığınırız, yardımını dileriz ki bizleri işlerin dağınıklığından, ilmin faydasızlığından, nefsin tembelliğinden, muhafaza eyle, hakkımızda hükmettiğin şeylere bizleri razı kıl, bi hürmeti Taha ve Yasin, diyelim bu duaya cümlemiz amin, aşk ile huuu

Güzel(i) düşünün, Hoşça kalın, hoş olun efendim..

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
 
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim 

Dervişim Gel


Dervişim,
Gel Allah Allah diyelim, Hakka verdiğimiz ahdi güdelim
Gel yâne yâne dönelim, aşk şerabın kane kane içelim

himmet193

Bir gece vakti, tenhalarda dünya gözünü kapatıp can kulağı ile dinleyenler ile
bu dünyaya sürgüne gönderilmiş ruh ve Rabbi arasındaki bağı bildiğimiz musikiden, Uşşak makamında dokuz dakikayı beraber geçirmek, geçmekte olan demi, sâfayı deryaya erdirmek, ehline vardırmak dileriz. Dilimiz damakta, canlarla tevhid eylemek niyetindeyiz…

Yoldaşım gel, Allah Allah diyelim / Hakka verdiğimiz ahdi güdelim
Allah adın daima zikredelim / Her iş Allah’tandır ânı bilelim
Kimseyi hor görme aybın söyleme / Kaç yalandan Hakk’a hiç şirk eyleme
Hem gönül kırma ki bir fahreyleme / Kalpte asla bir fenalık gizleme
Dervişim gel, yâne yâne dönelim / Aşk şerabın kane kane içelim
Elele Ken’an tutup seyredelim / Dost cemalin aşk ile tavaf edelim

Bu yolda, cezaya uğrama korkusu da mükafata varma arzusu da menfaatperestliktir, çıkarcılıktır. Dervişe lazım olan Takva’yı Allah’ın rızasını kaybetme, hoşnutluğundan uzak düşme endişesi ile doğru yaşamaktır. Bunu yaparken de doğruları kendimiz tayin etmeden “festakim kema umirte” fermanınca emrolunduğumuz gibi istikamet sahibi olmak gerek…

Ne kadar istikamet üzre olduğumuzu anlamak için basit bir sınama; Engin gönüllü Hak âşıkları der ki: “Kendisinin mânevî durumunu merak eden kimseler, uyandığında aklına gelen ilk düşüncenin ne olduğuna bakıversin.” 

Bu istikamet üzre yaşarken himmet ve hasret kaynaşır da Hakka varan yolda, yol almamıza bir adım daha ileri gitmemize vesile olur niyazıyla

Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
 
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim “

Hayâdan hayata yayılan güzellik

Ruhlara sûkun veren bedii zevklere âşina canlara,
Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce,
Hayadan öte hayat, esası bozuk günce… [İ. Pala]

Gönülleri inceltmenin zevki selime varmanın bedii duyulara aşina olmanın yollarından biri de san’attır, musikidir. Musiki Allah’ın bedii eser yaratıcı (El-Mübdi) esmasının tecellisi ile seslerin ahenginden oluştuğuna göre; kainatın ve özellikle insan vücudunun ve tabii yaradılışın ahengine; fikirlerini, düşüncelerini ve yaşam biçimlerini hemahenk edenler, zaten aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Rasulullah ile ve “ölmeden evvel ölme” sırrına nail olmakla, daha dünyada iken cennet hayatı yaşamaya başladıklarından, elbette her bedii seste cennet kapılarının açılışını duyarlar.

Bu seslerden bir ses bildiğimiz geleneksel Kadiri Mukabelesi’nden besmele-i şerif ile başlayalım istedik haftaya Neyzen Süleyman Yardım’ın uşşak ney taksiminden sonra Ömer Faruk Belviranlı 180. mestmp3 den sesleniyor aşina gönüllere…

Geçen hafta bir “iradi ölüm” kapısı açıldı ki daha geçmeyenler kaldı söz bahçemizde; Biri iradi diğeri tabii olmak üzere iki ölüm vardır. Nefsini iradi ölümle öldürenin tabii hayatı onun gerçek hayatı olur. İradi ölüm, kötülüğü çokça emredici olan nefsi O’nu varedenin hoşlanmadığı hallerden temizleme, ezme, etkisiz hale getirme sanatıdır. Ki bu yol: Allah’ın seni sende öldürmesi ve kendisiyle yaşatmasıdır. Ölmeden evvel ölünüz buyruğunun işaret ettiği mana da bu olsa gerektir.

Nefsin ölümü/öldürülmesi onun ilahi buyruğun egemenliği/denetimi altına alınması, canının istediği herşeyi yapmaması manasındadır. Bu pencereden bakınca hayatın kökü hayâdır. Bir insanın hayâsı ne kadar fazla ise hayatı o kadar mükemmeldir. Diğer ahlaki faziletler de hayâya tabidir, hayâ demek hayat demektir. Hayâda ilk mertebe, insanın kendisine, Hakk’ın nazarıyla bakmasıyla başlar. Bir insanın, O’nun ölçüleri ve O’nun murâkabesi açısından kendini yakın takibe alması onda temkin derinlikli bir hayâ hâsıl eder ki, böyle bir insan duygu ve düşünceleriyle hep diri sayılır. Hayâ ve hayat birbirine bakan kelimelerdir ve bu yakınlıktan, kalbin ancak, iman ve mârifet sağanaklarıyla beslendiğinde, onun hayattar kalabileceği esprisini çıkarmak mümkündür.

Haya duygusu kaybolan kimsenin kalbi ölür. Hz.Ali (k.v.)

Nefsi temiz kılmanın vesilelerinden biridir Allah’tan hayâ. Kendisini Rabbinin huzurunda bilen can şayet aklına mabudunun rızasına aykırı bir davranışta bulunma cesareti gelse dahi derhal hazır ve nazır bildiğinden hayâ ederek nefsin o cesaretini kırar.

Kendi hayatlarımız dahilinde tecrübe ettiğimiz üzere, hayâyı, yani utanma duygusunu en yoğun biçimde yaşadığımız haller, “görüldüğümüzü ve izlendiğimizi bildiğimiz” hallerdir. Yalnız kaldığımızda yapabildiğimiz çok şeyi, birisi tarafından izlendiğimizi biliyor isek, yapamayız. Ki bu hal, fıtraten kerih, insana sevdirilmemiş olan bazı şeyleri uluorta yapmaktan bizi alıkoyduğu gibi, günahtan da alıkoyar. Kişi, hayâsı ölçüsünde açıkça günah işlemekten sakınır ve hayâsızlığı ölçüsünde aleni günah işler.

‘Bizi tanıyan birinin bizi o halde görmesi’ endişesiyle gelen psikolojik utanç, çoğu kez, nefsin günaha davetine rağmen, bizi günahtan alıkoyar. Ancak, yine bu yüzden, tanındığı ortamlarda utanılası fiillerden uzak duran insanlar tanınmadığı ortamlarda günaha daha rahat düşebilirler. Ki, işte bundan dolayı, yanında bir tanıdığı olmadan tek başına yolculuktan insanı sakındıran, böyle bir durumda şeytanın insana yol arkadaşı olacağını bildiren hadisler vardır. Yine bu bâbdaki hadislere binaen, refakatinde bir başka mü’minin olduğu halde yolculuk, sünnet-i seniyyedendir.

Hayâ âbidesi aleyhi ekmelüttehâyâ Efendimiz, bu hususta  ” Hayâsız olduktan sonra istediğini yap!” buyurur. O(sav) ki kendisinde bulunan hayanın kemalinden dolayı hiç kimsenin sözünü kesmez, yüzüne uzun boylu bakmazdı. Utanılacak veya çirkin görülecek şeyleri açıkça söylemeyip kapalı bir şekilde anlatırdı. Hoşuna gitmeyen bir sözün bir kimseden çıktığını işitince: “Falan kimse, neden böyle yaptı?” demezdi; “Bazı kimseler neden böyle yapıyormuş?” demekle yetinirdi. Hz. Osman’ın bir zirvesi olduğu hayâ hali, günaha çağıran binbir kapıyla yüzyüze gelen şu zamanın biz mü’minleri için de bir kurtuluş reçetesi sunuyor olsa gerek.

Bizler de, Allah’ı Basîr (Herşeyi Gören), Semi’ (Herşeyi İşiten), Habîr (Herşeyden Haberdar Olan), Alîm (Herşeyi Bilen) gibi isim ve sıfatlarıyla tanır ve de bu isimlerden gafil olmaz isek, ayrıca hayatımızın her anında meleklerin bize yoldaş ve arkadaş olduğunu unutmaz isek, nefis ve şeytanın bizi günaha sevketmesi ne kolay, hatta nemümkün olacaktır.

Hem Hayyiyun, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerindendir. Bunun böyle olduğu hadisle sabittir, Öyleyse gel, sen de bundan nasibini al a güzel! Evet O Hayâ sahibidir; yâni Cenâb-ı Hak hayâ eder, utanır. Kerem sâhibidir; yâni cömerttir, güzel bağışlarda, davranışlarda bulunucudur. Ekremül-ekremîndir hattâ,kulundan istihyâ eder, hayâ eder, utanır. Sübhànallah!.. Efendimiz böyle buyuruyor: Allah-u Teàlâ Hazretleri utanır kulundan… “O kulu, Rabbine, Allah’a iki elini kaldırmış, ellerini açmış duâ ediyor da; Allah da o duâ eden kulunun açmış olduğu avuçlarına hiçbir hayır koymuyor. Böyle yapmaktan utanır Allah…” Yâni, duâ için açılmış olan iki elini, kolunu, içine hiçbir hayır koymadan, boş çevirmez, boş çevirmeye hayâ eder. Kereminden, lütfundan, merhametinden dolayı kulu boş çevirmez. Elini boş döndürmez, avucunu boş bırakmaz. Mutlaka duâ edene lütfeder, ihsân eder. Allah-u Teàlâ Hazretleri, kulun istediğini bazen aynen verir, bazen daha hayırlısını verir, istediğinden âlâsını verir. Bâzen de en güzel mükâfat olarak, âhirette ona çok büyük sevaplar verir. Ama elini boş döndürmez, eline mutlaka bir şeyler koyar. Avucu boş dönmez. Çünkü Kulu istediği halde, onu vermemekten utanıyor Allah-u Teàlâ Hazretleri.

Mevlam bizlere utanma duygusu versin, hayâ duygusu versin…
Yaptığımız eğrilikleri anlayıp, onlardan kurtulmayı nasîb eylesin…

Ey İbn’ül vakit olan Sufi,
Hak Teala geçmekte olan Vakt-i şerifin,
ömr-ü azizin kıymetini idrak edebilmeyi müyesser kıla!
Hem Muharrem’dir bugün, ister Kerbela’ya ağla ister Filistin’e
ama unutma! Neyi kaybettiğini hatırla!

Vakt-i şerif, Cuma, Muharrem ile gelen yeni sene,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim