Rüyâ Defteri-9

asiye_hatun_9

Yine bir defa: ‘Âlem-i rû’yâda gördüm ki efendi hazretleri beni muhkem tutup koçdı. Kendüne eyle sıkdı ki gûyâ cemî’ vücûdum hamîr oldı sandum. Ammâ elem çekmedim. Bir kimesne dir ki: “Hazret-i ‘Ömer İslâma geldükde Hazret-i Resûl (sallallahu ‘aleyhi ve sellem) ‘Ömeri böyle koçup sıktı. ‘Ömerün küfri, şirki ayagı tırnagından çıkdı. Fakîre direm ki: “El-hamdülillâh benüm küfrüm yokdur.” Yine dirler ki: “Senden açlık ve toklık çıksun.” Mehmed Efendi Uziçe’de iken bu zuhfûr itdi. ••• Yine bir def’a: ‘Azîz hazretlerinüñ vefâtı haberi geldükden soñra bir gün ‘âlem-i bâtında ‘azîz hazretlerini müşâhede idüp buyurdılar ki: “Bizüm içün elem çekme. Beşerîyet kaydından halâs oldum. Senüñ her ahvalüñ ile yine ke-zâlik takayyüd olınur.” ••• Ba’dehû yine bir gün kalbüm göziyle ‘azîz hazretlerin müşâhede idüp buyurdılar ki: “Oglum Hasan’a ittiba’ eyle. Az zamânda bizüm mertebemüze süud ider.”  •••  Bir def’a dahı: Pençşenbe gicesi rû’yâda görürem ki Hazret-i Habîb-i Ekrem (salla’llâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerinüñ nikâhına dâhil olup Habîb-i Ekrem hazretleri ya’nî sahîh baña nikâh idüp hâtunı olmışam. Bir kimse baña dir ki: “Bu zamânede peygamber hâtunlarından hemân sensin. Şimden soñra senüñ elüñ öperler.” Kendü hâlüme ta’accüb iderem ve bilürem ki sahîh baña nikâh idüp anlar ile mülâkat olmışam. Ve lîkin hazret-i sultânı ‘ayânen gördüğüm bilmem. ••• Bir def’a dahı: Yine ‘âlem-i bâtında efendi hazretlerini müşâhede idüp kalbüm ile ke-enne ‘arz iderem: “Bu esrârumı ‘aceb kimseye i’lâm itdügüm ma’kûl midür yoksa degül midür?” Buyurdılar ki: “Bizüm ile olan mu’âmeleyi bizim Mehmed Dede’ye [üstü çizilmiş] Halife’ye ol hâtûna didügüñden nesne lâzım gelmez. Anlara dahi fa’idedür ve bize dahi takarrüb rû’yâda olur,” diyü buyurdılar. ••• Yine bir def’a: ‘Arefe gicesi muhkem sıtma tutup şiddet-i harâretde iken öyle müşâhede iderem ki efendi hazretleri katı yakınumda. Ke-enne başuma yapışup hâlüm sorar gibi. Dahi buyurdılar ki: “Bu sıtmanuñ tahtından çok fâ’ide vardur. Nice bil. Gündüz sâ’im gice kâ’im olsan buna vâsıl olamazduñ.

ruya_defteri_ayrac

Yine bir defa rüya aleminde gördüm ki efendi hazretleri beni sıkıca tutup kucakladı. Kendine doğru öyle bir sıktı ki bütün vücudum hamur gibi yoğruldu sandım. Ama acı çekmedim. Birisi dedi ki: “Hazret-i Ömer müslüman olduğunda Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Ömer’i böyle kucaklayıp sıktı. Ömer’in içindeki küfür, şirk ayağının tırnağından çıktı.” Fakîre dedim ki: “Elhamdülillah benim küfrüm zaten yoktur.” Yine derler ki: “Senden açlık ve tokluk çıksın.” Mehmed Efendi Uziçe’deyken bu düş görüldü.
***
Yine bir defa: Aziz hazretlerinin vefatı haberi geldikten sonra bir gün iç aleminde aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Bizim için acı çekme. İnsanlık kaydından kurtuldum. Senin her halin ile yine eskisi gibi ilgilenirim.”
***
Sonra yine bir gün kalbimin gözüyle aziz hazretlerini gördüm, buyurdular ki: “Oğlum Hasan’a bağlan. Az zamanda benim mertebeme yükselecektir.
***
Bir keresinde de perşembe gecesi rüyada gördüm ki Hazret-i Peygamber (s.a.s.) hazretlerinin nikahına girmişim, yani peygamber hazretleri hakikaten bana nikah edip hatunu olmuşum. Birisi bana dedi ki: “Bu zamanda peygamber hatunlarından başta sensin. Şimdiden sonra senin elini öperler,” Kendi halime şaştım ve öyle bildim ki gerçekten benimle nikahlanmış ve onlarla buluşmuşum. Ama Hazret-i Peygamberi açıkça gördüğümü söyleyemem.
***
Bir kere de, yine iç âleminde efendi hazretlerini gördüm, kalbim ile güya diyorum ki: “Bu esrarımı acaba kimseye duyurmam makul müdür değil midir?” Buyurdular ki: “Bizim ile olan muameleyi, bizim Mehmed Halife’ye ol hatuna dediğinden bir şey söylemen gerekmez. Onlara böylesi daha yararlıdır. Bize yakınlaşmanız rüya ile olur.”
***
Yine bir kere: Arefe gecesi sıkı bir sıtmaya tutuldum, hararetin şiddeti etkisinde öyle gördüm ki efendi hazretleri hemen yakınlarda. Sanki başıma yanaşıp halimi sorar gibi. Hem buyurdu ki: “Bu sıtmanın altında çok yararlı şeyler var. Öyle bil. Gündüz oruç tutsan, gece namaz kılsan, bu yararlara ulaşamazdın.”

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Reklamlar

Rüyâ Defteri-1a

Mütereddid bir Mutasavvıf: Üsküplü Asiye Hatun’un Rüya Defteri (1641-1643)

asiye_hatun_1

Sûret-i mektûb: “Asiye Hatun’dan Halife Mehmet Dede’ye”

‘İzzetlü sa’âdetlü sultânum efendi hazretlerinüñ mübârek dest-i şerîflerin bûs idüp envâ’-i ta’zîm birle du’âlar ‘arz olındukdan sonra: Benüm sultânum, ma’lûm-i şerîfdür ki bir kaç senedür tarîk-i Hakka sülûk bî-sebeb kendümüz tâlib olmadın zuhûr itmiş idi. Ben dahı mümkin oldugı mertebe cehd eyledüm ve şeyhe ‘azîm muhabbet itmiş idüm. Târîkat mûcebince emrine mutî’ idüm. Her ne emr itse cândan kabûl iderdüm. Muhkem muhabbetüm ve i’timâdum var idi. Muhabbetüm ve i’tikâdum sebebîle az zamanda, iki sene mürûr itmedin esmâ-i seb’ayı tamâm eyledüm. ‘Avn-i ilâhî ile herbiri bir vechile zuhûr itmişdür. Ve’l-hâsıl kalbüm gözi bir mikdâr açılmaga başlamış idi. Bu hâlde iken hikmetullâh şöyle iktizâ itdi, şeyhümden muhabbetüm zâ’il oldı. Bî-sebeb. Anlardan zâhiren ve bâtınen bir keder gelecek nesne yogiken kendü nefsüm kabahatinden muhabbetüm teskîn oldı. Sâ’ir hâlüm dahı tenezzül itdi. Meselâ zulmetde kalmış. Ne kadar ıslâha sa’y itdüm tabîatumı, mümkin olmadı. Bu halde gamgîn ve mahzûn iken Uziçe’de Şeyh Muslihüddîn Efendi Hazretlerinüñ muhabbeti kalbüme düşdi. Ve gün be-gün ziyâde olmaga başladı. Geçende vâlidüme ikdâm idüp ba’zı behâne ile âdem gönderdük. Mahzâ âşinâlık olsun içün. Hikmet Allâhuñ, âşinâlık olduktan sonra muhabbet dahı ziyâde olup hatta şimdi bir mertebe derûnumda gâlibdür ki bir ân bir sâ’at göñlüm anlardan fârig degüldür. Muhabbet göñül tahtında karâr eyledi. Bir mertebe ki mümkin olsa hâk-i kademine cânlar fedâ itmek câna minnetdür. Lîkin anlaruñ muhabbeti gâlib oldukça evvelki muhabbet teskîn oldı. Lîkin yine, yeni muhabbet kemendi boynuma bend olmagla, yine bir mikdâr evvelki hâlüme ‘avdet olur gibidür. Benüm sultânum, ahvâlümüz budur ki huzûr-i ‘izzete i’lâm olındı. Sâ’ir ahvâli hâmil-i varaka hâce kadından su’âl buyuruñ, tafsîl eylesün. İmdi benüm efendim, lillâhi te’âlâ ve liresûlihî, bu râzum dünyâ ve âhiretde katuñuzda emânet olsun. Bir kaç zamân idi ki kalbümde gizli idi. Allâhdan gayri kimse bilmezdi. Şimdi bi’z-zarûre hâce kadına işrâb olındı. Zîrâ başum berâberi dostum ve her husûsda mahrem-i râzumdur. İmdi benüm sultânum, dünya ve âhiretde birâderüm olasız. Sizi kendü birâderümden ‘azîz bilürem. Benüm sultânum, siz ‘âlimsiniz. ‘İlm ve ‘akıl kuvvetiyle ne ma’kûl görürsiz ve ne nasihat buyurursız? Ahvâlümi ‘aziz hazretlerine i’lâm itmek ma’kûl midür yohsa sükût mı evlâdur? Eger mahfi sizüñ vasıtañuz ile i’lâm itmek ma’kûl ise i’lâm idelüm. Ammâ bolayki mahfî ola. Şeyhümüñ kalbi bana müntesir olmaya zîrâ katı çok ihsânın gördüm. Ammâ neyleyim bî-ihtiyar? Mahfîce kâğıd ile i’lâm itsem mi? Benüm sultânum, lillâhi te’âlâ ‘ilm ‘akıl kuvvetiyle müşkilime bir çâre görüñ. Tabi’atumda muhkem ıztırâb vardur. Bilmem bu hâl ‘alâmet-i hayr mıdur yoksa nefs hîlesi midür? Bî-ihtiyâr bir hâldür, zuhûr itdi. Benim sultânum ne buyurursız? Hâce kadına bildüresiz, bize i’lâm itsün. Cevâba muntazıruz. Öyle ma’lûm-i ‘izzet ola. Benüm sultânum, tarîkatnâmelerde görmişem ki bir kimse kendü şeyhinden gayri yire tabî’atı çekinse bâtını hazret-i vâhidiyyeye açılmaz. ‘Acabâ sultânum kendü şeyhümden mi açılmaz yoksa hiç bir tarafdan mı açılmaz? ‘İlm ile nice bilürsiz? Lutf idüp i’lâm buyuruñ. Zîrâ ki kalbümde ‘azîm ıztırab vardur. Bâkî himmet-i ‘ilm ü ma’ârif mezîd bâd.

ruya_defteri_ayrac

Bu risale, Üsküp’lü merhum Kadri Efendi’nin kızı Asiye Hatun Hak yola girdiğinde, şeyhleri başka diyarda olduğu için rüyalarını mektupla iletmesi gerektiğinden , öldüğünde yazı tahtasında sakladığı müsvetteler arasında kendi el yazısı ile bulunan sayfalardan kopya edildi.

Mektup sureti: “Asiye Hatun’dan Halife Mehmet Dede’ye”

İzzetli, saadetli, sultanım efendi hazretlerinin mübarek ellerini öper, nice hürmetlerle dualar gönderirim: Benim sultanım, bilirsiniz ki birkaç senedir Hak yola giriş, öyle kendiliğinden, biz talip olmadan gerçekleşmişti.

Ben de mümkün olduğunca uğraştım ve şeyhe çok muhabbet göstermiştim. Tarikatın kuralları gereği emrine itaat ediyordum. Her ne emretse candan kabul ediyordum. Çok sevgim ve güvenim vardı. Bu sevgi ve inanç sebebiyle az zamanda, daha iki sene geçmeden “yedi ismi” tamamladım. Allah’ın yardımı ile her biri bir şekilde kendini göstermiştir. Kısacası kalp gözüm bir miktar açılmaya başlamıştı. Bu haldeyken, Allah’ın hikmeti öyle icap etti, şeyhime olan muhabbetim azalıverdi hem hiç sebep yokken… Onlardan ne açık ne örtülü bana sıkıntı verecek bir şey olmamışken, kendi nefsimin kabahatinden muhabbetim zayıfladı. Sair ahvalim de inişe geçti. Sanki karanlıkta kalmış gibi tabiatıma çeki düzen vermeye ne kadar çalıştıysam da mümkün olmadı. Bu halde gam ve hüzün içindeyken, Uziçe’de Şeyh Muslihüddin Efendi Hazretleri’nin sevgisi kalbime düştü ve günden güne artmaya başladı. Geçenlerde meseleyi babama açtım ve bir bahane ile adam gönderdik. Aşinalık olması için. Allah’ın hikmeti, aşinalık olduktan sonra muhabbet arttı hatta şimdi artık içimi öylesine kapladı ki bir an bir saat dahi gönlüm onlardan vazgeçmez. Muhabbet gönül tahtına yerleşti. Bir mertebe ki mümkün olsa ayağının bastığı toprağa canımı feda etmek, canıma minnettir. Lakin onların muhabbeti yerleştikçe önceki şeyhe olan muhabbet zayıfladı. Ama yeni muhabbet kemendi boynuma bağlanmakla yine az biraz evvelki haline dönüş oluyor sanki.

Sultanım, ahvalimiz budur ki yüce huzurunuza bildirildi. Sair ahvali mektubu getiren hoca kadına sorun, anlatsın. Şimdi efendim, Allah için ve Resulü için bu sırrım dünya ve ahirette sizin katınızda emanet olsun. Nice zamandır kalbimde gizli idi. Allah’tan başka kimse bilmezdi. Şimdi zorunlu olarak hoca kadına açıldı. Çünkü başımla beraber dostum ve her konuda sırdaşımdır. Şimdi sultanım, -dünya ve ahirette kardeşim olunuz- sizi kendi biraderimden daha aziz bilirim. Benim sultanım, siz alimsiniz. İlim ve akıl gücüyle neyi makul görürsünüz ve tavsiye edersiniz? Ahvalimi şeyh hazretlerine bildirmek mi makbuldür yoksa suskunluk daha mı iyidir? Eğer gizlice sizin aracılığınızla bildirmek makulse bildirelim. Ama gizli kalsın. Şeyhimin kalbi bana kırılmasın çünkü gerçekten çok iyiliklerini gördüm. Ama elimde değil ki ne yapayım? Gizlice yazıp bildirsem mi? Benim sultanım, Allah için, ilim ve akıl gücüyle aman derdime bir çare… Tabiatımda çok ızdırap var. Bilmem bu hal hayra alamet midir yoksa nefsimin bir hilesi midir? Elde olmayan bir haldir, ortaya çıktı. Benim sultanım, ne buyurursunuz? Hoca kadına bildirin, o bize aktarsın. Cevabınızı bekliyoruz. Öylece malumunuz olsun. Benim sultanım, tarikatnamelerde okudum ki birisinin tabiatı kendi şeyhinden başka yere yönelse, iç âlemi “birliğe” açılmaz.

Acaba sultanım, kendi şeyhimden mi açılmaz yoksa hiç bir taraftan mı açılmaz? İlim sahibi olarak ne buyurursunuz? Lütfen bildirin. Zira kalbimde çok ıztırap var. İlim ve maarifiniz ziyade olsun.

* Cevâbî mektupta görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…