Yüz yıl

Fânilere bir ömr-i müebbet, bir fasl-ı muhabbet yaşatan aşka dair…

Yüz yıl o güzel gözlere baksam yine kanmam
Devrolsa bu âlem yine aşkından usanmam
Bir başka gülün goncanın efsûnuna yanmam
Devrolsa bu âlem yine aşkından usanmam

Artık kâmil insanlar görünmez oldular. Dünyaya akan mana ırmağının suyu kesildi. Ey ilkbahar! Göklerden, ötelerden su gönder de şu değirmen dönsün, yani insanlar yeniden manevî lezzetler tatsınlar. Yeryüzü ile gökyüzü kova ile testiye benzerler. Fakat insanların ruhlarının susuzluğunu kovadaki, testideki su gideremez. Çünkü onların işine yarayacak su yeryüzünden de dışardadır, gökyüzünden de. O su ötelerdedir. Ey insanoğlu! Günahlarla, zulümlerle, cinayetlerle dolu şu dünyadan kurtulmak için acele, yeryüzünden de, gökyüzünden de dışarı çık; çık da ötelerde mekansızlık alemindeki suyu gör! Senin can balığın kirlenmiş olan şu havuzdan kurtulur da, ucu bucağı bulunmayan berrak, tatlı mekansızlık denizine kendini atar, kana kana su içer. Susuzluktan kurtulur. Sen o mekansızlık aleminde öyle bir denize dalarsın ki oradaki balıklar Hızır kesilmişlerdir. Orada balık da ölümsüzdür, su da!…Gözlere nûr oralardan gelir; mana damlarının oluklarından akan su da o denizdendir. Dünyada gördüğün güzellerin gül gibi olan yanaklarındaki renkler de, kokular da o bahçedendir. Bütün gül bahçeleri de o dolaptan akan su ile sulanır. [Hz. Pir Mevlana]

Son darbe-i kalbim

Ah ömrüm…

“Ve kim bir şeyi severse bıkıp usanmadan onu çokça anmaya başlar.” 

Hâk-i pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile başını döğüp “yâ leyteni küntü türâb”

[Ey sevgili senin ayağının toprağı olduğumu gören kafir rakip bağrını döverek “keşke ben de toprak olsaydım” der]


Ömrüm seni sevmekle nihâyet bulacaktır,
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır,
Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır. 

Bir gün ben ölmüş olsam da, beni mezara koysalar, bu haldeyken sevgiliden bir haber gelse, hemen kefenimi yırtar, mezarımdan çıkarım. Diri de, ölü de ondan bir şey elde edince neler yapmaz? Dağ bile onu görse yerinden sıçrar kalkar da yakınına gelir. Sana, Hakk’ın nîmetlerinden ne gelirse ye, iç, bir tarafta dursun deme! Akıp giden bir ırmaktan su içtikçe arkası gelir. Hakk’ın yaratma gücüne, güzel sanatına bak, gönüllere gelen ilhamı seyret! Baştan başa bir basiret, bir görüş nuru ol! Çünkü bütün zevkler, bakış ve görüşten gelir. Ömrüm geldi, geçti de sevgiliye kavuşamadım diye ümitsizliğe kapılma, o vakitli, vakitsiz, ansızın gelebilir… Bekle, gözetle, sabret! O bu göze gelince, bu göz deniz halini alır. Denize bakınca da denizin bütün suyu inci olur. O inci, aslını, kendi inciliğini bilmeyen ölü inci gibi değildir. O daima söyler, daima arar, daima diridir. Senin aslın nedir? Sen nasıl bir madensin? Sen nasıl bir cansın? Bunu ne bileceksin? Senin insanî hünerini, marifetini ancak Allah bilir, Allah… Fazla konuşma, dudaklarını kapa da dilsiz dudaksız söz söylemeyi huy edin! Çünkü dünya geçip gidince, ne diş kalır, ne dudak kalır, ne de dil! [Hz. Pir Mevlana]