Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin?

Ol mecliste oturan ashâb-ı tarik ve erbâb-ı fütüvvet olanlar için, ayak üzre hizmette duran ihtiyar için, üstadı için gücü yettikçe, birer tuhfe hazır ede, cümlesin bir zarfa koyalar…
tedbiriniterkeyle

Hakkında “Güyâ ki o şâir-i yegâne, Gelmiş bu kitâb için cihâne” buyrulan Galata Mevlevihanesi postnişini Muhammed Esad Galip Dede Efendiyyu’l Mevlevi tarafından “Sanatına tam sahip olduğu devirlerde yazdırıldığı tahmin edilen meşhur müseddes”

MÜSEDDES
Mef’ulü Mefa’ilün Mef’ulü Mefa’ilün  Tedbîrini terk eyle, takdir Hudâ’nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm‐ü gümânındır
Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Meyhâneyi seyrettim uşşâka matâf olmuş
Teklîf ü tekellüften sükkânı muâf olmuş
Bir neş’e gelip meclis bîhavf u hilâf olmuş
Gam sohbeti yâd olmaz, meşrepleri sâf olmuş
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Ey dil sen o dildâre lâyık mı değilsin ya
Dâvâyı muhabbette sâdık mı değilsin ya
Özrü nedir Azrâ’nın Vâmık mı değilsin ya
Bu gâm ne gezer sende âşık mı değilsin ya
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Mahzun idi bir gün dil meyhâne‐i mânâ’da
İnkâra döşenmiştim efkâr düşüp yâda
Bir pir gelip nâgâh pend etti alel‐âda
Al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
Âşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

Bir bâde çek, efzûn kap mecliste zeber‐dest ol
Atma ayağın taşra meyhânede pâ‐best ol
Alçağa akar sular, pay‐i hümâ düş mest ol
Pür çûş olayım dersen Gâlib gibi ser‐mest ol
Aşıkta keder neyler gam halk‐ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz Pir‐i Mugân’ındır

TAZELER İÇİN LUGATÇE:
Pir-i muğan: Meyhanecilerin piri, üstadı, Hakk şarabını dağıtan manasına sâki. Zahirde tekke amma batında cümle alem feyiz ve neşe meyhanesi, şarap da feyiz, sevgi ve neşe, pir i mugan da o feyzi o neşeyi kadeh kadeh sunan mürşittir. Tedbirini terk et; takdir Allah Teâlâ’nındır. Sen yoksun; o benlikler, hep vehmindir; zannındır. Birden bire aşkı bul, bu armağan, bulanındır. Devran, devran olalı, temiz kişilerin, ilâhî zevk sahiplerinindir. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; feyiz ve neşe kadehini elinden bırakma, söz pîr‐i mugânındır. Meyhaneyi seyrettim; âşıkların, çevresinde dönüp durdukları yer olmuş; orada oturanlar tekliften de affedilmişler, tekellüften de. Bir neşe gelmiş; mecliste ne korku kalmış, ne aykırılık; gama dâir sohbet yapılmıyor, gamın bulanıklığı anılmıyor; hepsinin de meşrebi tertemiz bir hâle gelmiş. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Ey gönül, sen o sevgiliye lâyık mı değilsin; yoksa sevgi dâvasında gerçek mi değilsin? Azrâ’nın özrü nedir; sen Vâmık mı değilsin. Sende bu gam ne gezer; yoksa âşık mı değilsin. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Bir gün gönül, mânâ meyhanesinde mahzundu; hatıra fikirler düşmüştü de inkâra döşenmiştim. Bir pîr, ansızın geldi de alelade Öğüt verdi; eline bir şarap kadehi al, derdi de yele ver gitsin, gamı da dedi. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i mugânındır. Bir kadeh şarap çek, içtikçe iç; mecliste yücel; sözün üstün olsun, yürüsün. Ayağını dışarıya atma; meyhanede ayak dire. Sular alçağa akar; sen de küpün ayakucuna düş; alçal. Coşup köpüreyim dersen Galib gibi sarhoş ol. Âşıkta keder neyler? Gam, dünya halkınındır; kadehi elden bırakma; söz pîr‐i muganındır.

Reklamlar

Mahzun Olma

Ey âşık-ı sâdık,
…Mahzun olma, Allah bizimle beraberdir… [Tevbe, 40]

Belâ-yı mâsivâya mübtelâyım, yâ Resûlallah,
Zebûn-ı pençe-i nefs ü hevâyım, yâ Resûlallah.

“Üzülme!” der Hz. Pir Mevlânâ (k.s) ve devâm eder:
“Kaybettiğin herşey başka bir sûretle geri döner.”

Ey dertli zamanımda canımın rahatı!
Ey yoksulluk çağında ruhumun hazinesi olan Allahım!

Bugün bize gelen bu hoş koku, Hakk’ın sırlarının hareminden esip geliyor. Daha yeni 900 metre yükseklikteki Sevr dağından indik. Ki o küçücük mağara yeryüzünde Efendimiz’in dokunduğu bir taşa dokunma ihtimalinizin en yüksek olduğu yerdi.  Her taşı öpülse haktır, ağlayarak yüz sürsek müstehak…

26 Safer’de başladığımız Hicret yolculuğuna devam ediyoruz…

Malumaliniz Sevr Mağrası’nda Efendimiz ve arkadaşı üç gün üç gece kaldılar. O üç gün sadece emniyet için bir bekleyiş değildi. Orada öncü ümmet, inşa ediliyordu. Altın Silsile oluşturuluyordu. O mağarada sevgi atmosferi öylesine yoğunlaşmıştı ki kıyamete kadar çağları kuşatmaya yetecek kıvamdaydı. Orada bir gönül medeniyeti kuruluyordu. Arzın üzerine asırlara ulaşacak, nice gönülleri mamur edecek bir muhabbet pınarı fışkırıyordu.

Ey Sevr, Ey hicretin ilk durağı! Sen hangi sırlara sahnesin ve ey zaman sen hangi sırlara şahitsin kimbilir…

Hicret bir fıtrat kanunudur ve hayatı inişiyle yokuşuyla, acısıyla tatlısıyla kabullenmek ve bunalıma girmeden yaşamayı başarmaktır. Hicret, bütün peygamberlerin ve insanlığın kaderinde vardır. Bunu başaran insan karşılaştığı bütün olumsuzluklara rağmen dünyanın neresinde olursa olsun sıfırdan başlamayı ve başarılı olmayı bilir. Çünkü hicret bunun eğitimidir. Oysa biz uzun zamandır içimizdeki hicret bağını kopardık. Hoyratça ezmek istedik onu. Bu dünyaya yerleşmek gayemiz oldu. Peşine düştükçe dünya kaçtı ve bizi reddetti. Ülkemizde, evimizde hicret hayatı değil, esir hayatı yaşıyoruz. Ve çağda isimsiz, renksiz, çizgisiz, şahsiyetsiz, misafirleriz şimdi…

Ey benim canım; Sen, benim Halil’imsin! Bütün dünya ateşlerle dolu; Halil (a.s.) olmadıkça, ateş, gül bahçesi olamaz! Sen, güzellik Yusufusun! Halkın gözleri bağlı; hakikati görmüyorlar! Onların gözleri, Kenan’ın ihtiyarı Yakup(a.s.)’ın gözleri gibi, seninle açılır; lütf edip gel de, gözlerini aç! Sen, Mustafa(s.a.v.)’in nurusun! Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman’ın evinden putları dışarı at gitsin![Hz. Pir Mevlana]

Sevgiliye layık olmak için tamamıyla can halini al! Mest olanların yanına gidince sen de mest ol mest! İşte aşka vesile bir hicaz şarkı: 232. Mestmp3

Şefaât kıl, meded, yoksa o rütbe çok günâhım kim,
Ne rütbe yansam ol rütbe sezâyım, yâ Resûlallah.

Teşrifi ile müşerref olduğumuz şehr-i mevlid-i nebi ol rebiülevvel sair zamanlardan daha fazla salat ü selam getirelim de ruhlarımız ruh-u Resulullah ile aşina olsun, Mevlam kalbî irtibâtımızı dâim kılsın! O’nun sünnetini, hayatımızın merkezi eylesin! Habîbi hürmetine bizleri af ve merhametine nâil kılsın…

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Mevlam, “siz muhabbet ehli Cânlar”ın hürmetine
bizim duyuşlarımızı ve niyetlerimizi temizlesin
ihlası ile olgun, saf ve berrak kılsın…