Rüyâ Defteri-11

ruya_mektuplari_12

Bir def’a ‘îd-i şerîf güni tenhâda kendü hâlüme meşgûl olup du’âda iken kendümi zâyi’ idüp ‘aklum dagılmış. Yine efendi hazretleri zâhir olup buyurdılar ki: “Îd-i şerîfün mübârek ola. İnşa’allâh ‘azîm bayrama senüñ ile ma’an vâsıl olaruz,” diyü buyurdılar. ••• Ba’dehu: Yine fakîreye gaflet müstevlî olup ‘âlem-i rû’yâda görürem ki bir bî-nazîr otak. Dıvârı gümüşden. Üzerinde “Lâ ilâhe illallâh Muhammedun resûllullâh” altundan yazılmış. Cevânib-i erba’ası böyle. Yukarıda bî-kıyâs kandiller asılmış. Bazısı altundan, bazısı envâ-i cevherden. Bu odanuñ dal ile ortasında bir şâzerü’r-revân var, altundan. Suyı dahı altun akar. Vel-hâsıl bir odadur ki ‘akl-i beşer idrâk idemez. Ya’nî ‘azîz hazretleri ol sudan fakîreye virdiler, ammâ su da altun gibidür. Yine görsem, bu odanuñ sadrında Habîb-i Ekrem (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretleri cülûs itmişler. Sagında solında cihâryâr-i güzîn oturmışlar. Ba’zılar ayag üzre dururlar. Habîb-i ekrem (sall’allâhu ‘aleyhi ve sellem) hazretlerini mübârek hilye-i şerîfleri üzre gördüm. Be-‘aynihi öyle gördüm. Hatta mübarek alnı nûrın ve mübârek çeşm-i şerîflerini ve ebrûların gâyet ‘ayân fark eyledüm, zâhirde görür gibi. Ve cihâryâr-i güzîn hazretlerini, hey’etleri ve şekl ü şemâ’illerin, ‘ayân gördüm. Taşradan tabaklar ile hediyeler ke-enne sultân-i enbiyâ’ya getürürler. Ayag üzre olanlar bu hediyeler ile takayyüd iderler. Bu esnada ‘azîz hazretleri karşudan gelüp, “Selâmun ‘aleyküm ya seyyidü’l-evvelîn ve’l-âhirîn, habîb-i rabbü’l-‘âlemîn,” diyüp mukâbelede sultân-i enbiyâ redd-i selâm idüp, “mahbûb-i güzîn hazretlerinüñ çak ortasında oturup fakîre vakf eyledügüm mushaf ‘azîz hazretlerinüñ elinde imiş. Ke-enne sultân-i enbiyâ’ya ‘arz idüp, “Bu, fakîrenüñ sultânum hazretlerine hediyesidür” didiler. Habîb-i ekrem hazretleri tebessüm idüp “tekabbelallâhu bekabûlin hasenin sümme kabbilnâ sümme kabbilnâs sümme kabbilnâ” diyü buyurup mushaf-i şerîfi mübarek eline alup açup nazar eylediler. Ciharyâr-i güzîn dahı alup nazar eylediler. Yine sultân-i enbiyâ hazretlerinüñ mübârek eline virüp anlaruñ elinde iken fakîre uyandum.

ruya_defteri_ayrac

Bir kere mübarek bayram günü tenhada kendi halimde duada iken kendimi kaybettim, aklım dağılmış. Yine efendi hazretleri görünüp buyurdular ki: “Bayramın mübarek olsun, inşallah büyük bayrama birlikte ulaşırız,” diye buyurdular.
***

Yine fakîreye gaflet geldi. Rüya aleminde gördüm ki benzersiz bir oda. Duvarı gümüşten. Üzerinde altından “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” yazılmış. Dört tarafı böyle. Yukarıda eşsiz kandiller asılmış. Bazısı altından, bazısı çeşitli mücevherlerden yapılmış. Bu odanın ortasında bir şadırvan var, altından. Suyu bile altın akıyor. Velhasıl öyle bir oda ki insan aklı kavrayamaz. Aziz hazretleri o sudan fakîreye verdiler, ama su da altın gibidir. Ne görsem, bu odanın başında Habib-i Ekrem (s.a.s.) hazretleri oturmuşlar. Sağında solunda dört halife oturmuş. Birileri de ayakta duruyor. Habib-i ekrem hazretlerini (s.a.s.) mübarek hilyelerindeki gibi gördüm. Aynen öyle gördüm. Hatta mübarek alnındaki nuru, mübarek gözlerini ve yüzlerini açıkça seçiyordum, sanki gerçekten görüyor gibi. Ve dört halife hazretlerini, cüsseleri ve şekl ü şemaillerini açıkça gördüm. Dışarıdan tabaklarla hediyeler, sanki peygamberlerin sultanı’na getiriliyordu. Ayakta olanlar bu hediyelerle ilgileniyorlardı. Bu esnada aziz hazretleri karşıdan gelip, “Selamun aleyküm, öncekilerin ve sonrakilerin efendisi, alemlerin rabbinin sevgilisi” dedi, Peygamberler Sultanı, karşılığında selamı alıp “Hakkın sevdiği, peygamberlerin aşık olduğu” buyurdular. Aziz hazretleri de dört halife hazretlerinin tam ortasına oturdu. Fakîrenin vakfeylediğim Kuran-ı Kerim aziz hazretlerinin elindeymiş. Güya peygamberlerin sultanı’na sunup “Bu, fakîrenin sultanım hazretlerine hediyesidir” dediler. Hazret-i Muhammed(sas) tebessüm edip “Allah bir güzel kabul ile kabul etsin, bizden kabul buyursun, insanlardan kabul buyursun, bizdem kabul buyursun” diyerek mushaf-ı şerifi mübarek eline alıp açtı ve baktı. Dört halife de alıp gözden geçirdiler. Yine Hazret-i peygamberin mübarek ellerine verdiler, onların elindeyken fakîre uyandım.

* Bir diğer rüyâ mektubunda görüşmek üzere hoşça bakın zatınıza efendim…

Böylesi bir mânâya dair nihâvend tespiti de burada teberrüken paylaşmak dileriz:

Bu gece yâri gördüm şükür elhamdülillah
Ayağına yüz sürdüm şükür elhamdülillah
Bana armağan verdi dilimden düşmez virdi
Gönül murâda erdi şükür elhamdülillah
Eliflâmı belinde tesbihi var elinde
Gönlüm aşkın selinde şükür elhamdülillah
Yüzü nûrla bezenmiş yaradan pek özenmiş
Ne kadar da güzelmiş şükür elhamdülillah
Sakal siyah hiç yok ak kalbinde nûrdan revnâk
Övmüş de yaratmış Hak şükür elhamdülillah
Tâcı vardı başında nûrdan hilâl kaşında
Yıkandım gözyaşında şükür elhamdülillah
Pîrim efendim benim fedâdır cân u tenim
Âzâd olmaz bendenim şükür elhamdülillah
Aşkî mest olup gitti muhabbet câna yetti
Nûreddin’i seyretti şükür elhamdülillah

Reklamlar

Açılsın artık gözlerin

Hz. Ali efendimiz (k.v.) zamanında Basra valiliği de yapan Ebû Amr Osmân ibn-i Huneyf (v. 661), Ensâr’dan sabırlı, cesur, âdil; bir mübarek sahâbî. Resul-i ekrem hazretlerinden sadece bir hadis-i şerif nakletmiş, işte o kutlu sözler:

İki gözü görmeyen a’ma bir zat,  huzur-u saadete gelerek Peygamber Efendimiz’den (aleyhi ekmelittehaya) istirhamda bulundu: “Ya Resulallah! Sen Allah’a dua ediver de, Allah benim gözümün a’malığını, körlüğünü açsın, gözüm görsün. Benim körlüğüm, a’malığım gitsin. Dua et de gören bir insan olayım ne olur ya Resulallah!”

rahmetpeygamberi

Peygamber Efendimiz saadetle buyurdular ki:
Yoksa başka bir şeye mi dua etsem sana?… Bu haline dua etmesem de, a’malık konusunun dışında başka bir şeyle mi dua etsem? Nasıl istersin?”

Yani, “Allah seni cennetlik etsin, afiyet versin filan mı desem?.. (Aslında, O bize hakikatte neyi istemenin isabetli olacağını da öğretecek susup tâbi olmayı öğrenebilsek)

Dedi ki: “Ya Resulallah! Gözümün görmemeğe başlaması, a’malık bana çok ağır geldi. Sen benim gözümün açılmasını iste, ona dua et!”

Risaletpenah hazretleri buyurdu ki: “Madem öyle, git evine sonra abdest al sonra iki rekat namaz kıl! Sonra şöylece dua ediver:

hadis_metni

(Allàhümme inni es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-nebiyyi muhammedin SAS, nebiyyir-rahmeh… Ya muhammedü inni eteveccehü ila rabbi bike en yekşifeli an basari… Allàhümme şeffi’hü fiyye ve şeffi’ni fi nefsi…)

Duayı okudum, manasını söyleyeyim, herhalde manasını merak ediyorsunuzdur:
(Allàhümme inni es’elüke) “Ey Allah’ım, ben senden istiyorum ki, (ve eteveccehü ileyke bi-nebiyyi muhammedin SAS, nebiyyir-rahmeh..) rahmet peygamberi olan Peygamberim Muhammed-i Mustafa’nın aşkına, hatırına senden istiyorum ve sana yöneldim. Onun hatırını öne sürerek sana yöneldim ya Rabbi!..”Sonra duanın öbür tarafında, evinde diyecek ki: (Ya muhammedü inni eteveccehü ila rabbi bike en yekşifeli an basari) “Ya Muhammed! Ben Rabbime senin adını öne sürerek, senin aşkını söyleyerek teveccüh ettim, yöneldim, yakardım. Gözümün körlüğünü gidermesi için seni öne sürdüm.” Sonra yine Allah’a yönelecek, diyecek ki:(Allàhümme şeffi’hü fiyye) “Ya Rabbi! Şu Muhammed-i Mustafa’nı benim hakkımda şefaatçi eyle… (ve şeffi’ni fi nefsi) Kendimi kendim hakkında şefaatçi olarak kabul eyle…”

Böyle demesini tavsiye etmiş Peygamber Efendimiz. Anladınız mı ne dediğini?.. Türkçe olarak yeniden söyleyeyim:
“Ya Rabbi! Ben senden habibin Muhammed-i Mustafa aşkına diliyor ve dileniyorum, sana rahmet peygamberi Muhammed-i Mustafa’nın adını öne sürerek teveccüh ediyorum, sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Ben Rabbime senin adını söyleyerek teveccüh ediyorum, gözümün körlüğünü gidersin diye… Ya Rabbi! Bu Muhammed’ini benim için şefaatçi eyle, beni de kendim için şefaatçi eyle…

Dua bu… Böyle dua etmesini söylemiş. “Git evine, abdest al, iki rekat namaz kıl, bu sözleri söyle!” demiş.

Râvi diyor ki: “Adam Peygamber Efendimiz’in yanına, gözü gören bir kimse olarak, a’malığı gitmiş bir kimse olarak geri döndü.”

Allah’ın kudretine bakın, Resulallah’ın Allah indindeki kıymetine, şefaatine bakın; Resulallah aşkına dua edilince, Allah’ın nasıl kabul ettiğini anlayın!

Ey göz ve gönül aydınlığımız, ya biz kime gidelim ey Nebi, kimsesiz kaldık sana uzak bırakıldığımız çağlarda… kanadı kırık kuşlar gibi döner dururuz seni beklediğimiz mânâ kapında… ne olur bizim de can gözlerimizden gaflet perdelerini aç, kalplerimizi senin kalbinle aşina olacak ayarda tut, ömürlerimizi, hallerimizi, şahsiyetlerimizi daha dünyada senin yol ve gidişinle bir eyleyiver…

Gözünden perdeyi kaldır; mucize bir andır!
Ey çalgıcı akort et bıçaklarını, düşlerimiz kalındır