Açlığa güzelleme

Açlığa Güzelleme

DOYANA KADAR yiyip kanana kadar içtiğim bütün zamanlarda ya Allah’a isyan etmiş ya da bir günah, masiyete niyetlenmişimdir. [Zünnûn El-Mısrî]

Sufiler açlığı kendileri için büyük bir ganimet bilirlerdi. Onlar açlığı Allah’a niyazla, manevî tecrübeyle ve ilâhi aşkla özdeşleştirmişlerdi. Yahyâ b. Muâz: “Eğer açlık çarşıda satılan bir şey olsa, ahiret taliplerinin çarşıya çıktıklarında, ondan başka bir şey satın almamaları gerekirdi.” derdi. Açlık, mürîdler için niyâz, tevbekârlar için tecrübe, zâhidler için siyaset ve ârifler için aşk olmak üzere, dört türlüdür. Sehl b. Abdullah, acıkınca güçlenir; bir şeyler yiyince de zayıflardı.

Açlık gönlü Allah’a yaklaştırdığı mideyi ise dünya nimetlerinin peşinde koşmaktan kurtardığı için ahireti dileyenlerin en çok isteyeceği nimettir. Açlık Allah’ı dileyen müridler için Rablerine bir niyaz ve yöneliş; Allah’a tevbe edenler için Allah dışındaki her şeyden geri dönme tecrübesi; dünya nimetlerinden gönlünü ve zihnini özgürleştirenler için bir yaşam tarzı;ilmini yaşayan Allah âşıkları için ilâhi aşkın kaynağıdır.

Sufiler açlığı bir ganimet bildikleri gibi onlar şeytanın tok bir insana vereceği vesveseyi de çok etkili bir dille ifade ederler: Onlar, şeytanın ayaktaki tok adamın boynuna sarılıp içine girip istediği gibi vesvese verdiğini ifade etmişlerdir. Onlara göre açlık, kalbi sâfileştirir, hevâyı öldürür, ince ve sırlı ilimleri te’min eder. Bu manada Zunnûn el-Mısrî : “Doyana kadar yiyip, kanana kadar içtiğim bütün zamanlarda, ya Allah’a isyan etmiş ya da bir masiyete niyetlenmişimdir.” demiştir. Bu nedenle insanın Allah’a ve ibadetlere duyduğu açlık ne kadar değerli ve önemliyse ruhu beslemek üzere oruç tutması da o kadar değerlidir. İnsanın bedenî açlığı nefsi terbiye ederken; Allah’a kavuşmaya yönelik açlığı gönlü terbiye eder; ruhu doyurur.

Hem bedenî hem manevî açlığını oruçla terbiye eden bir kişi için oruç, ten midesini terbiye edip gönül midesini harekete geçirir. İnsan mideden vaz geçerse gönüle gider; gönülde Rabbini bulur. Hz. Pir Mevlâna bu durumu şöyle ifade eder: “Ten midesi, insanı samanlığa doğru çeker götürür; gönül midesi ise reyhanlığa ulaştırır. Samanla, arpayla beslenen hayvan kurban olur; Hakk nuru ile gıdalanan da Kur’an olur. Mideden vazgeçip gönüle doğru yürü de, Allah’tan sana perdesiz, açık selâm gelsin. Kendineçeki düzen vererek bir iki adım daha at da aşk, kulağını tutup sana, ‘Gel’ desin.”

İnsan gönül midesini ancak oruçla terbiye edebilir. İnsan midesinin derdine düştüğünde dünya nimetlerine olan isteği artar. Ancak Rabbine kavuşmanın derdine düştüğünde midesinin ve bütün dünya nimetlerinin kölesi olmaktan kurtulur. Açlık bedenin hoşuna gitmese de ruhu besleyen, nefsi temizleyen ve dikkati Allah’a yönlendiren bir öneme sahiptir. Bu nedenle açlık, beden için belâ olduğuna göre, demektir ki, o kalp için ziya, ruh için safa ve sır için likâdır.

Yani açlık beden için bir sıkıntı sebebi; kalp için güneş ışığı gibi aydınlık bir nur; ruh için huzur ve rahatlığın kaynağı; insanın sırrı için manevî bir elbisedir. Beden topraktan yaratıldığı için meyli hep maddeyedir. Ruh, Allah’ın nefesi ve özel bir işi olduğundan meyli de Allah’adır. Bu yolda, besili bir beden, ruh için hakiki bir engeldir.

Bilgin sana kıymet, talebin neyse, osun sen,
İnsanlığı, sade yiyip içmede mi sandın?

Hz. Pir’in bizlere tavsiyesi ile misk-i hitâm eyleyelim: Ey hakikati arayan kişi, bu ağzı bağla. Yani çok yemekten, çok konuşmaktan vazgeç. Çünkü bunlar, hakikat âlemi için birer göz bağıdır. Fazla yemenin ve değersiz şeyler konuşmanın mânâ âlemini müşahede etmeye engel olduğunu gör!

Reklamlar